|
|
 |
Okunma |
|
51
|
ANKARAM
Seksen iki sene önce Dikmen’den, Ata’m güneş gibi doğmuş, Ankara’m. Karşılanmış; ilgi görmüş Seymen’den, Karanlığı; ışık boğmuş, Ankara’m.
Takvim yirmi yedi, ayda Aralık, Güneş doğmuş; uçup gitmiş karanlık. Esaret zor, ölmek ise bir anlık; Ölmek; esarete yeğmiş, Ankara’m.
Polatlı’ya kadar gelmiş Yunanlar, Memleketi garip, yalnız sananlar. Karşısına durmuş kurşun sunanlar; Ne onlara boyun eğmiş, Ankara’m.
Burayı başkente uygun görmüşler, Halkı yönetmeyi halka vermişler. Lâik Cumhuriyet Devlet kurmuşlar; Doğrusu her şeye değmiş, Ankara’m.
Frigya Kralı Midas’tan beri, Galat, Roma, Lidya, Pers ve Medler’i. Hititlere varır gidince geri; Beş bin yıllık kültür yığmış Ankara’m.
Bin dört yüz iki’de Çubuk Ovası, Yıldırım Beyazıt- Timur kavgası… Yiğitlerin göğe çıkmış nidâsı; Kimi ölmüş, kimi sağ’mış, Ankara’m.
İyi günler kötü güne çevrilmiş, Seksen dört yıl önce yanmış kavrulmuş, Rüzgâr esmiş, kül kül olmuş, savrulmuş; Duman duman göğe ağmış Ankara’m.
Hirfanlı, Sarıyar, Çatalağzı’ndan, Çubuk’tan, Bayındır, Kurtboğazı’ndan, Işığımla suyum var en azından; Yine bugün yağmur yağmış, Ankara’m.
Kemir, Ankara ve Seben Çayları, Her yıl coşar gider bahar ayları. Yıldırım’la, Işık, Aydost dağları; Ne yüksek, ne şirin dağmış, Ankara’m.
Yaylalar, Tuzgölü, Mürted Ovası, Hüdayda, miskettir oyun havası. Beyaz keçi, yeşil armut gıdası; Meyve, sebze, bahçe, bağmış Ankara’m.
Bedesten, Akköprü, Kale, camiler, Selçuklu, Osmanlı çok mimâriler. Gâvurkale var ki orda Etiler; O zamanlar başka çağmış, Ankara’m.
Bindebir'im eder senin methini, Agustus Tapınak, Belkıs Sütunu… Etnoğrafya; on beş sene yatanı; Anıtkabre ancak sığmış, Ankara’m.
|