|
|
 |
Okunma |
|
135
|
ALLAHümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina ve Nebiyyina Muhammed.. 
  

islamin 'ü
Müslümanlar kokusunun peygamberlerinin kokusundan geldiğini kabul ederler ve peygamberleriyle yoğun sevgi bağı olan kişilerin dahi koktuğuna inanırlar. İslam sanatında çoğunlukla peygamberi simgeler. Bu yüzden çoğu İslami eserde ' e ayrı bir değer verilmiştir.Peygamber'in terinin gibi koktuğu rivayet edilir.Hz. Muhammed (s.a.v.) 'LLeri"Seyyidül ezharül Cennet=Cennet çiçeklerinin ulusu"olarak nitelendirmiştir.
Efendimiz için bir' de siz ekleyin...
GÜLLERİN EFENDİSİNE EN GÜZEL GÜLLER(bir gülde siz ekleyin)
..:: Güller Çoğalsın ::.. 
ALLAHümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina ve Nebiyyina Muhammed..


Ya Muhammed, bu gece teşrif ettin dünyaya Gelişinle son verdin ,karanlık heyulaya.
Ne zulmetler son buldu,Kisra ateşi söndü Sayenizde efendim,karanlık ,güne döndü.
Emaneti koruyan,Muhammedül-emindin İtimadın kalesi,Sen en sağlam Yemindin.
Yetimdin,kimsesizdin,kimsesizler kimsesi Şefkatle uzanan el,Hak yolunun gür sesi.
ALLAH,Kitap bilmezdik,Karanlığı severdik Doğru yola gelmezdik,Put`umuzu överdik.
Nefislerin mahkumu zincirli kölelerdik Senin nurlu yolunda,şükür kulluğa erdik.
ALLAH gönderdi Seni, beşer şaşmasın diye Bir daha sapkınlaşıp,haddi aşmasın diye
Habibullah Muhammed son Nebi,son Peygamber Gel,Gör ne hallerdeyiz,sesimize cevap Ver.
Unuttuk öğretini,öğretini unuttuk Hakkı yerlere attık,batılı üstün tuttuk.
Adı barış dinini ,terörle anıyorlar Ümmetin karanlıkta,ışığı arıyorlar.
Herkes kendi halinde kurtarıyor gemiyi Vahşete yollanırken eskitiyor yeniyi.
Rehbersin Sen ya Resul,terkettik Hadisini Bıraktık elimizle,BİR ALLAHın ipini.
Gül kokuna hasretiz,Ebu cehil hortladı Zalimin zülmü devam,BİR ALLAH tan korkmadı.
Yoluna set çektiler,ümmetin gelemiyor Canı kıymetli oldu,yolunda veremiyor.
Batılın oyuncağı,ümmetinin hanesi Evimizde gürlüyor,Şeytanların bet sesi .
Ezanlar batar oldu,kulaklara ezanlar Küfrü savunur oldu,köşelere yazanlar.
Sadece künyelere İslam diye yazıldık. Garip kaldık ya Resul,haramlara ezildik.
Kur`anın ışığında kurtuluşun müjdesi Elbette rehberimiz,Muhammedin gür sesi .
Şefaatini gönder umutsuz ümmetine Muhtacız Peygamberim,muhtacız Himmetine.
Sen canımdan azizsin,anam babamdan önde “canım arzular seni”,ruhum hapis bu tende.
Seni sevmek ya Resul,yolunda yürümektir, Senden habersiz olmak,yaşarken çürümektir.
“Cihad”desem ya Resul ,ürkerler kelimeden Kurtar bizi ya Resul,ömrümüz erimeden.
Gül kokundan uzakta,ne huzur var ne rahat Bu garip ümmetine,eder misin şefaat?


ÇÜNKÜ CAN AHMEDİM SENİ SEVİYORUZ.... SENİ EN SAMİMİ EN PAK VE EN GÜZEL YÜREKLERIMİZLE SEVİYORUZ... GÖZ YAŞLARIMIZIN EN TEMİZİYLE SEVİYORUZ... KALBİMİZİN EN MASUM EN DOLU EN GÜL KOKULUSUYLA SEVİYORUZ....
SENİ SEVİYORUZ YA RASÜLALLAH
Peygamber Efendimize Şiirler, Peygamber Efendimizle İlgili Şiirle, Peygamber Efendimize Şiirler, Peygamber Efendimizle İlgili Şiirler
Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettirDevamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?
Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır
Aşk üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur Belki söylenmemiş söz de yoktur; ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır Söz nötr bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftırSözün kelam derecesinde konusu aşktırSöze en güzel manayı aşk verir Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir Usulen yazılan cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur
Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki
Bitkinin hayati olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her kademede aşka ihtiyaçları vardır
Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektirGöz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fonksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldürGönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir
"Yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür" der bir bilge Üç çeşidini söyleyelim: Aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk getirir Gözden girer, gönülde yasarSurete meyledenler ziyandadır Aşk platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir Zihinden girer, gönülde yaşarSiretini süslemeyenler yol şaşırır Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür Gönülde doğar, gönülde yasarSırrı saklamayanlar, başını verir
Aşk, Allahu Teala'nın "Bilinmeyi istedim kainatı yarattım" buyurduğu noktada başlar Ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola ayrılır, binlerce ırmak oluşurBir bastan binlerce baş oluşurOnun için bir türlü aşk vardırVarlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde aşkın bütün çeşitleri mevcut Bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir
Beşeri aşkın (mecazi aşkın) İlahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir Pek çok mutasavvıf İlahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever Mevcudattaki o İlahi kudretin eserine bakarak ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan
İşte; Leyla ile MecnunLeyla’nın bir beşer olarak aşkını Kays'in biriktirmesi Kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak Leyla ile bütünleştirmesi Buradan da ileri giderek başka boyutlara yol alması Artık o Hallacın "enel hak" dediği noktadır, o Nesimi'nin cübbemin altında "Allah'tan gayrisi yoktur" dediği noktadırGerek baş verirsiniz gerek derinizi yüzerlerSırları ifşa etmek noktasında aşk biter
Salt sırdır aşkAşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur Zaten aşk tekildirSevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir Aşkın içinde seven vardır o kadar Sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de değildir üstelik Aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir Yani içinde bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar, ayrılığı bir kişi çeker Aşkı bunlar çoğaltır, aşkın "eksilmeyen fakat artan" özelliği ayni zamanda buradan beslenirGözyaşı aşkı artırır, hicran, hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibiYani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor Aşkın bir tarifi de acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk Onun ötesinde de insanin kabiliyetiAşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz Gönül medeniyetindeki gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır , o zaman işin içine sırrı da girerYani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini kaldıramaz Sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi ilgilendirir
Biz aşkı genel kabulümüzde "beşeri aşk" derken bir zaaf olarak algıladık "İlahi aşk"i da bir hedef olarak gördük Beşeri aşkın ve İlahi aşkın ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla mümkündür
Ahsenü'l-Kasas buyurulmuş Yusuf Suresi'nde; aşkı anlattığı için bu sure Mevlana "Zeliha o hale gelmişti ki" diyor, "çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adi Yusuf'tu onun içinYusuf'un adini başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemiştiMum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurduB akin ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu Yüz binlerce şeyin adini ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de"
Hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık olmasını, "beşeri aşk" dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz Ne din, ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah'a aittir çünkü Gönül ki Allah’ın evidir, aşkın her çeşidine itibar eder
Bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi acep?! Bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür adına va veyla ve va esefa! Bir Cemal'e kul, bir Ahmed'e köle, bir Leyla'ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi vardır ki!Alem bir ask için yaratılmış ve "Aşk imiş her ne var alemde!
"Muhabbetten Muhammed oldu hasıl Muhammedisiz muhabbetten ne hasıl"
İskender Pala
Hz Peygamber (sav)’in Üzüntüsü
İnsanın mânevî büyüklüğü nisbetinde, elemleri ve kederleri de büyük olur Hz Peygamber’in büyüklüğü nisbetinde üzüntüsü de büyüktür Ancak O’nun üzüntüsü, diğer insanların üzüntüsüne benzememektedir
Hz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “… bütün üzüntüm ve kederim ümmetim içindir” (1) buyurarak ümmetinin dünyaları, ukbâları, sevabları, günahları, hastalıkları, sağlıkları, başlarına gelenleri, gelecek olanları ile kısaca her şeyleri ile ayrı ayrı ilgilenmiştir Kıyâmet gününde de “ümmeti, ümmeti” diyerek ümmetinin bağışlanmasını dileyecek olan Hz Peygamber’in esas üzüntüsünü, ümmetinin İlâhî mesajlar doğrultusunda hareket edip etmeyecekleri hususu teşkil etmiştir Bu sebepledir ki, Hz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in en büyük gayreti, Allah’tan aldığı mesajları ümmetine tebliğ ederek onların saadetleri için aşırı derecede bir arzu ile çalışmak olmuştur Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de, “Size kendinizden öyle izzetli bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz O’na ağır gelir, size çok düşkündür/harîstir ve mü’minlere çok şefkatlidir”(2) ve “Peygamber, mü’minlere öz canlarından ileridir” (3) buyurulmuştur
Bir keresinde Hz Ebû Bekir (ra)’in, “Ey Allah’ın Rasûlü! İhtiyarlandın!” demesi üzerine Hz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Beni, Hûd, Vâkıa, Murselât, Amme yetesâelûn ve İzâ’ş-şemsü küvvirat (sûreleri) ihtiyarlattı” (4) buyurarak Hûd ve Vâkıa sûrelerinin “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” âyetlerine işâret etmiştir Elmalılı M Hamdi Yazır, Hûd sûresindeki bu âyeti tefsir ederken şöyle der: “ şunu ihtiyar etmeliyiz ki, bu âyette Rasûlüllah’a “Beni kocalttı” dedirecek kadar zor gelen cihet, emr-i istikâmetin, asıl kendisine taalluk eden kısmından ziyâde, ümmetine taalluk eden kısmıdır Zira (âyetin devamında) buyuruluyor ki, ‘Seninle beraber tevbe edenler de yani şirkten tevbe edip de îmânda sana iştirak ederek maiyetinde bulunan, müslüman her kimse de senin gibi müstakîm olsun ve azmayın’ Yani Allah’ın tayin ettiği hudûddan çıkmayın, istikâmet hududundan inhiraf edip de ifrat veya tefrite sapmayın, aşırı gitmeyin ” (5)
Bu emrin dışında ismi geçen sûrelerde bahsedilen geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin başlarına gelen musîbetler ve kıyâmet ahvâli gibi durumların haber verilmesi de yine insanı gerçekten ihtiyarlatacak hâdiselerdir İşte Hz Peygamberin, tabiri câiz ise belini büken ve O’nu helâk edecek derecede kederlendiren durum, ümmetinin istikameti koruyup koruyamayacağı meselesidir Kur’ân-ı Kerim’de “Sen, onlar inanmayacaklar (mü’min kişiler olmayacaklar) diye neredeyse kendini helâk edeceksin” buyurulması, bunu en vecîz şekilde anlatmaktadır
Hz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah’ım! Kederden, üzüntüden, âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, beli bükecek borçtan ve kişilerin tahakkümünden sana sığınırım” (7) şeklinde duâ ederdi Ancak dünyaya ait meseleler O’nu fazla üzmezdi Hicret esnasında saklandıkları mağaranın kapısına müşriklerin gelmeleri üzerine telaşlanan Hz Ebû Bekir’e “Üzülme Allah bizimle beraberdir” diyerek hiç telaş etmemiş ve üzüntü göstermemiştir Fakat Hz Peygamber’in en büyük hüznünü, ümmeti ve ümmetinin istikâmeti oluşturmuştur
Hz Peygamber’e inananların bu konuda yapacakları en önemli iş; yeni bir aşk ve taze bir şevkle; İlâhî mesaja sımsıkı sarılarak istikametli olmaya çalışmaktır Bu da ancak Kur’ân’ı devamlı okumak ve mânâsını anlamaya çalışmakla ve emirlerini hayata tatbik etmekle, ahkamını bütün âleme neşretmek için bu uğurda gereken gayreti sarf etmekle mümkün olabilir
Bu konuda gösterilen gayret, Hz Peygamber’i memnun edecek, ümmetinden râzı olmasına sebep olacak, bir nebze de olsa Hz Peygamber’in üzüntüsünü sürura çevirecektir Böylece âhirette de Hz Peygamber’in, “ümmetî, ümmetî” diyerek kurtulmaları için yalvardığı ümmetinin içinde yer alma liyakati kazanılmış olacaktır
Kaynaklar : (1) Ali el-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ, I, 319 (2) Tevbe, 9/128 (3) Ahzab, 33/6 (4) Tirmizî, Sünen, Tefsir, 56/6 (5) Elmalılı, M Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Neşr, ts, IV, 2830 Şuarâ, 26/3 (7) Buhari, Cihad, 74; Daavât, 35; Tirmizi, Daavât, 70 Tevbe, 9/40
|