Aşkın Yaş Güncesi İllegal düşüncelerin patlama noktası şimdi…
Boşuna Kocadı yüreğim sevda çekemez, Aşkla işim olmaz bir daha asla, Soldurdun gülümü gelmeden hazan, Uzak olsun benden gelmesin sevda, Çok aşklar yaşadim, acılar gördüm, Hüzün denizi Yağmurlar hüzün de getirir beraberinde… On dördünde salar ateşi bağrına soykalar… Aynı acıyla bir beş yıl daha derken… Dokunaklı Bir Günahtır Aşk mavinin topacıyım eğri kasnağın burcunda hani kaçamağı o kutlu sarsıntının Ayşe`ye Mektup Sabah aldım gül kokan mektubunu Mektubunda diyorsun ki ‘can ağbim, Muhtaçsın bilirim paylaşan yâre Bahtına sızlanıp isyânda durma Özlemini gömüver kitaplara Başka ömre huzurunu bağlama İkimizin duâsıdır Allah`a, Sen sabrını inadına bileğle İçten İçe Ağlıyorum Alışık olmadığım saatte gelmişti o durgunluk Nerde ve nasıl diye sorgulamıyordum Sitemkar gözlere isyan etmek yakışmıyordu İçtenlik Tomurcuklar yanaklarda,gamzelere dönüşmüş, Uzun uzun saçlarından, kement yap da beni tut, Otuz iki adet dişi,inci gibi dizilmiş, Burun desen fındık gibi,ölçüsü tam yerinde, Sözcüklerim anlatamaz,gördüğüm güzelliği, İçten İçe sevdam seni durmadan İçten İçe Bir Sevda Yine gözlerim doluyor gecenin bastırmasıyla ağır ağır Dokunaklı içten bir şiir Resimler karşıda sırayla yerleşmiş, En içten şiirler,
Eylül ayrılıkları hazanla birleşti…
Yüzümde belli belirsiz bir iç çekiş…
Ve aynı başlangıç, aynı son…
Bu filmi izledim daha önce
Başa sarma bilirim.
Kalsın derin uykuda
Hadi git gönlümü yakma boşuna,
Bıraktığın halden asla çıkamaz,
Sel olup gönlüme akma boşuna.
Yaşarım günümü dert ile yasla,
Aşkın badesini içmiştim tasla,
Geçti benden artık bakma boşuna.
Dertli yazmış bana kaderim yazan,
Olma düzenimi yeniden bozan,
Gelip evim barkım yıkma boşuna.
Etmişim neşeye, aşklara veda,
Sürmedim ömrümce birgün de sefa,
Zülfüne gülleri takma boşuna.
Her aşkın ardından cefaya girdim,
Dertleri gönlüme aşklarla ördüm,
Kalbe aşk okunu çakma boşuna.
Alışılagelmiş oyunu tekrarlar beynim hiç durmadan…
Mevsimler geçiyor…
Ağıtla iniyor günüme…
Vuruyor hüznüme inceden ince…
Masumanedir belki ama
Henüz gerçek değildir…
Acısını yaşar on sekizinde çaresiz…
On dokuzu! Oturmamış tam yerine duygusu…
Ve yirmi oldu işte!!!
Ah! Demek nafile, vah çekmek boşa…
Artık önemi yok tattım acıyı
Zehir zıkkım günlerim…
Ve olgun şimdi düşlerim…
Şimdi yirmi altı…
Ve yaşanmışlıklar adına yazılan şiirler…
Yanılgılara eş değer…
Sonu mu sorarım?
Kendime… Kendimce
Aşk her yaşta acı,
Her yürekte sancı…
Her gözyaşında ağıt olup
Ve yürek …… yaşsız akar!!!
hani hayat, hani alkol, hani sen
hani gökyüzünün bulut taşıyan hamalları
dünyanın inşa ettiği iki üç laf
çığlığın desenlediği o tatlı yenilgi
yalandan arafın döl fışkırmış sınırında
tamam
dokunaklı bir günahtır aşk
güneşin gölgelediği gölge
Pek sevindim Allah` ayan be Ayşe!
Okudukça yaş değil yanağımdan
Hayâlindi yuvarlanan be Ayşe!
Sen gideli buralarda garibim
Çâre olmaz hasretime tabibim’
Üç yıl kaldı, yettim, dayan be Ayşe!
Bu yüzden elemin, hüznün yekpâre
Seninçün hayatta en kutlu çâre
Seherde yaptığın duân be Ayşe!
Mâteme bürünüp gönlünü yorma
Ne kapılar açar garibe, sorma
Kaparsa birini Rahmân be Ayşe!
Karışma çözümsüz karanlıklara
Sanma daima değişen mâcerâ
Hayat çok çok güzel, inan be Ayşe!
Metin ol da vara yoğa ağlama
İnsan âciz, yol, yalçın bir dağ ama
İmtihandır, haydi davran be Ayşe!
Ayırmasın bizi bizden bir daha
İstiyorsan bak gelirim sabaha
Koşa koşa yorulmadan be Ayşe!
Gönülcüğün ilhâmlara yol eyle
Bu ağbinin hatırını gül eyle
Varsa sende ondan kalan be Ayşe!
Bakışlarımı esir almıştı o yanlızlık
Denizin ince sesine karşılık
Yüreğimin çığlıklarını duyamıyordum artık
İçime düşen aşk ateşini
Şuan çalan şarkıda arıyordum
Belki o an belli etmesemde
Aslında içten içe ağlıyordum
Mutsuzluğa bir anlam daha katan
O terketiş
Benliğimden çok şey götürüyordu
Ateşlerin kızıllığı, dudak diye görünmüş,
Işık saçmış gözlerinden,şule şule yürümüş,
Dut yemiş bülbüle döndüm, gönlüm yere serilmiş.
Bir tebessüm eyle bana,olsun bana bir umut,
Selvi dal gibi uzanmış,bekliyor gökte bulut,
Kaybettim tüm bilincimi,beynimde patlar barut.
Hilal gibi kaşları var,yaya benzer gerilmiş,
Gözlerinin muhafızı, kiprikler ok’a dönmüş,
Ses çıkmıyor dillerimden,sözler yere dökülmüş.
Beli sanki fidan gibi,incecik kemerinde,
Mehtap gibi huzur verir,parlar nuru anlında,
Güneş bile sönük kalır,güzelin karşısında.
Alır aklından insanı,kaybettirir benliği,
Ne mümkündür seyrederken,düşünmek çirkinliği,
İnsan yalnızca bu değil,sevilir içtenliği
can evinde yeşertir
çiçekçe ve çocukça
sıralı sırasız ikide bir
nice yıkım nice ılgar
geçer iz bırakarak
nice geç kalmış bahar
acımıza eklenir
çocukları da alan
ölüm sıra beklemez
yara üstten kapanır
sızı içerden dinmez
ölüm yıkım ve sevda
yaşamakla başa baş
başlangıç belli belirsiz
bitim belirli nokta
Yine başımda bir ağrı amansızca, sonsuz
Ve yine ağlıyorum içimden boşa geçen zamana saate baka baka
Parmaklarım gitmiyor telefona, benliğim yetmiyor dayanmaya
Nefes alamıyorum gibi geliyor zaman zaman ama alabiliyorum
Ürperiyorum ansızın sanki bir yabancı çıkıp bana zarar verecek gibi
Sessizce hareket ediyor, çıkardığım sesleri örtbas etmeye çalışıyorum
Allah Kahretsin! Olmuyor! Yapamıyorum bunu.
İçime kapanamıyorum. Duygular, irademi yeniyor
Artık haykırmak istiyorum… Seni Seviyorum
Renkler ise üşenilmeden uzaklardan getirilmiş,
Birşeyi önemseme bu olsa gerek,
Bir güzelliğin ortaya çıkması bu şekilde olsa gerek,
Gözler ister istemez resimlere baktıkça dalgınlık yaşıyor,
Gönül ise kendinden geçiyor,
Resimlere baktıkça,
Kalpten sözler birer birer dökülüyor, sonbahar yaprağı gibi,
Kalp yolculuğunda yerini alırlar,
Resme doğru ilerlemeye başlarlar,
Bütünlük bu olsa gerek,
İçtenlik bu olsa gerek,
İçtenlikle gelen güzellik bu olsa gerek.
En içten resimlerin ve şiirlerinin bütünlüğü böyle olsa gerek

