|
|
 |
Okunma |
|
29
|
Maceram
genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün güz bir yandan uçuşur saçlarımda kış bir yandan
ihtimal ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün devadımlarla buluştu ayaklarım ah ne çabuk
kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları uçura uçura yürüdüm rüzgarında ölümün
en güzel nakışını vururken kanatları kuşun delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın ılık bir ıslık gibi aktı kanım fakat ölmedim
bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne heey kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey
ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık durmuşken seksen mart akşamlarına bahar gibi ışık duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbulun gayrettepeyi samandırayı... ah gülüm ne bilsin
parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder ta kökünden türükdüm dilsiz kalaçmışım ne gam işte böyle başladı benim yıllar süren maceram
I güneşi hiç görmedim pemceremde ne ay doğdu geceme ne bir yıldız hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız beş yıldır bir şeyler soluyor içimde
II dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı yanılıp da bir kez bile konmadı inip üç adımda bitirdim yolumu
evet üç adımda bir tokat gibi çarptı yüzüme duvar dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat hangisine sapsam ne çok yol var
el eli çoğaltmayınca bir yerde uçurumlaşıyor avuç çizgisi de tek başıma yürüsem şimdi barbaros bulvarından beşiktaşa bir vapura binsem ya da motora -kaptan dümen kır üsküdara- düşteki gibi ansısam birden koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla ayakkabısızlığım. pantolonsuz bacaklarımla içinizde aykırı bir yaşamın ben ihbar polis filan. güvertede tutuklanmadan balığın üstüne martının altına yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde
yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım bir elimle yazdıklarımı okudum diğer elimde beş yıldır beş koca yıldır bir şeyler kopuyor içimde
III şortum ve şıpıdık tokyolarımla gördünüz beni haydarpaşa hastanesi girişinde beklerken güneş yanığı teninize renk renk giysilerinize bakarken uzun zincirlerle bağlı kollarımı süzdünüz
imgeleminiz hemen de devindi -deli bu deli- yüzdeki buruşmadan duymasa da anlıyor insan biraz kötücül biraz acımaklı baktınız yüreğimi şaşırdım dürterek birbirinizi gizliden fısıldaştınız
sıkıca kavranıp kollarımdan özenle geçirildim aranızdan -siz mi korulorlardı beni mi bilmem- çocuklarınızı kaparak çamurmuşum gibi sıçradınız iki yanıma ama soru sorandır çocu-baba anne kim neden bu amca... bir çift dikenli tel yumağıydı gözlerim ağlayamadığımca ağladım yanıtınıza
IV gün batınca çocuklar koşuyor erkenden masallarını dinlemeden derin bir uykuya bir yunus dalıp çıkıyormuş gibi suya kalkıyorlar gözlerinde yıldız gülerken
bendim öpen bendim silen anne diye üşüyen korkularını ellerimle şafak yangını yıldızları bendim gözlerine koyup giden
sabah mahmurluğunda bir parça da anneler beni öpüyorsunuz bilmeden tadımı taşıyorsunuz günboyu sıcacık dudaklarınızda
yaslandığınız ağaçta benim sırtım çiğniyorsunuz sokakta ayak izlerimi kokladıkça açan güzelim çiçeği ansıyın bir zaman yakama taktım
geçerken kulaklarınıza uğultular geliyordur evet siz de vardınız taksim alanında hepten unuttuğunuza inanmıyorum mutlaka omzunuzda omzumun sıcaklığı duruyordur
V duysanız anlasanız bir kez beni böyle tek başıma geceleri çığlık çığlığa kalkmazdım ellerimin arasında kanayan anlımla çatlak bir duvar gibi bakmazdım
bir elime ateş ötekine barut çizgi çizgi ben mi kazıdım değmesin diye bağlasa mıydım açlık ve ölümle yağarken bulut
gençliğimi kakıp durmayın başıma bugünden yarına akardım bir bilseniz neler yaşadım yüzyıl bebek kalır yanımda
VI asıldım yüreğinizin kapısına acıyı sevince bölerim su gibi yaprak gibi gülerim çıkmayın dokunmadan bana
bir orman gibi yürüyüp elbet varacaksınız ortasına yolun ben yatarım bin müebbet siz çiçeklene-dallana durun.
kapalı kızların kapılarını hırsızlamalı kim takar karşı kapıya karınlık konan papağanı çatlatıyor damarlarımı kan bahar gelmiş aylardan nisan
3 sanirim baytardi yuregimin depreminde rihter olcegi catlarken olebilir raporu veren beyaz onluklu doktor bosver hipokrat amca uzulme ne olur sen de anne sen de uzulme hucremin dort bir kosesinde el ayak izlerimi cigerlerimde yirtilan bir ciglikla hazir bekledigim ve korkunc bir sabirla birbirine ekledigim korkak kahraman gecelerimi duslerimle sinirsiz diretmisligimle genc saskinligimla cocuk devrederken siradakine usulca aciliverdi yanagimda tomurcuk
pir sultani dusun anne seyh bedrettini borkluceyi torlak kemali dusun anne hala kanamasi nedendir fasizmin gogsunde utangacligi bile vuramadan yanaklarina yasinin onsekizinde olumune pervasiz yuruyen ince bilekli ciplak ayakli tanyanin denizi dusun anne her mayis safaginda uzun uzun doverken daragaclarini ve o safaktan dogma onbir yasini cigneyip yuruyen cocuklari insanlari dusun anne dusun ki yuregin sallansin dusun ki o an gunesli guzel gunlere inanan mutlu bir yusufcuk havalansin
4 sicak omuzlar degerken omzuma buz ustunde yurudum yillar boyu bayraklar ve turkulerle kopunca memelerinden o mukemmel yasama
kursunlar siktilar alnima acik alanlarda agir kartallarin konup kalktigi yalcin kayalardan biriydim olup dirildim yeniden gunesli gunessiz aksamlarda
mutlu yarinlar adina ozgurluk adina ekmek adina ustune vardim kuyrugu kanli itlerin dirilip donmesin diye hirosimalar tahtadan atlarin boynuna ciplak olumlerle yatmasin diye cocuklar ac gozlerle bakmasin diye cocuklar kardeslik adina havadaki kus denizdeki balik adina yurudum yillar boyu
donup bakmadim arkama irakti gozlerim cok irak izim kalir mi bilmem yurudugum yolda kalsa da silinir gider yalnizca bir agit gibi cakilir ardimca gelenlere gozlerimi yaktigim yer
5 toren adimlariyla olmek ne garip sey anne kanli karanlik bir oyunda bas oyuncuyum butun gozler ustumde
suruyor gecenin karninda safaga bakan oyun masa ustunde usuyen bir sigara yaninda kucucuk bir cam bardak icinde rengi bu gecenin ciliz titrek bir kibrit kagit kalem sandalye geride flu yagli bukum bukum bir ip ve cingene kuralina uygun degismez dekoru mudur idam mahkumunun
6 kirilacak cammisim gibi davraniyorlar yuzlerinde zoraki catilmis bir huzun oysa birazdan boynumu kiracaklar pul pul dokulecek yaz sivasi eylulun
ben olumu asil az otede titreyen cingenenin kara killi ellerinde gordum anladim ki kullenen sigaradir soguyan bir bardak caydir benim omrum
yani benim guzel annem alacasafaginda ulkemin yildiz ucurmak varken oturup yildizlar icinde kendi buruk kanimi ictim
|